İNSANCA ÇALIŞMAK,İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUZ !




Uzun zamandır alacaklarını alamayan Babacan Palace Haramidere şantiyesi işçileri bu sabah itibari ile iş bıraktılar. Alacaklarının ödenmesi için akşama kadar zaman veren işçilerin alacaklarının bir kısmı odenip kalanı ödenmeyince direnişe geçen işçiler saniyenin önünde bekliyor.

Alacakları uzun zamandır ödenmeyen işçiler, kötü çalışma koşullarına ve bahanelerle uydurarak işten atmalara karşı da direnişlerinin belirtti. Alacakları ödenene kadar direneceklerini belirten işçiler “dönmek yok” dedi.






     
                  

                

EMEK İÇİN, BARIŞ İÇİN, DEMOKRASİ İÇİN 

SÖMÜRÜYE, YOKSULLUĞA ve FAŞİZME KARŞI

BİRLİKTE MÜCADELE VE DAYANIŞMA ZAMANI !

Biz işçiler ve emekçiler, mimar-mühendisler, hekimler, kadınlar, gençler, yoksullar, ötekiler ve tüm ezilen halklar,

Biz bu ülkenin onurlu insanları, 1 Mayıs Birlik-Mücadele ve Dayanışma Gününe hazırlanıyoruz.

10 Ekim Ankara katliamı ile tırmanan baskı, sindirme ve susturma hamlelerine,

Savaş örtüsü altında köleleştirmeye, işçi haklarının bir bir yok edilmesine,

Güvencesizleştirmeye,

Doğanın ve yaşamın sermayeye teslim edilmesine,

Eğitimin ticarileştirilmesine ve dinselleştirilmesine, yeni kuşakların "köleliğe biat eden işgücü” olarak yoğrulmasına,

Adım adım kurumsallaştırılmakta olan faşizme karşı,

Yok sayılan, susturulmak ve güvencesiz-geleceksiz bir hayata mahkum edilmek istenen milyonlar olarak 1 Mayıs'ta söyleyecek sözümüz, büyütecek umudumuz var!

EMEK İÇİN 1 MAYIS ALANLARINA!

Ülke tarihinin emeğe dönük en ağır saldırılarını yaşıyoruz.

Tarihin en büyük insanlık suçlarından olan köle ticareti, 2016 Türkiye'sinde Özel İstihdam Büroları aracılığı ile yasal hale getirilmek isteniyor.

Bir yandan "kiralık çalışma” adı altında kölelik düzeni getirilirken, diğer yanda 657 sayılı kanundaki mevcut iş güvenceleri ortadan kaldırılmak isteniyor.

Seçimlerden önce "taşerona kadro” sözü verenler, sözlerinde durmuyor. İşçilerin mahkemelerde ve fiili mücadelelerde kazandıkları haklarını tanımıyor. İşçilere taşerondan da güvencesiz "sözleşmeli” statü dayatılıyor.

İş cinayetleri artık katliam boyutuna varmış durumda. Her yıl 1500'ün üzerinde işçi, iş cinayetlerinde katlediliyor. Katliamlara "kader” deyip geçen siyasi sorumlular ve bürokratları hesap vermiyor. 

Evi yakılmış, ocağı sönmüş milyonlarca mülteci, ucuz iş gücü olarak sermayenin hizmetine sunuluyor.

Evden çalışma, tele çalışma ve esnek çalışma gibi adlar altında kadın emeği daha da değersiz hale getiriliyor. Kadınlar toplumsal yaşamdan uzaklaştırılıyor, eve hapis edilerek çalıştırılmak isteniyor.

"Türkiye büyüyor”, "ekonomi gelişiyor” masallarının büyüsü, açlık-yoksulluk sınırının altında ücretlerle, güvencesiz, sendikasız, ölesiye çalıştırılan emekçilerin gerçeğiyle bozuluyor.

Emeğe böyle bir hayat dayatılırken, biz hayatı üretenler, işçiler, emekçiler, mimarlar, mühendisler, hekimler, kadınlar, gençler, yoksullar insanca yaşama ve insanca çalışma koşulları için 1 Mayıs'ta alanlarda buluşuyoruz!

BARIŞ ve KARDEŞLİK İÇİN 1 MAYIS ALANLARINA!

"Türk tipi başkanlık sistemi” adı verilen totaliter ve otoriter yeni bir rejimin inşası yolunda ülkemiz giderek daha büyük bir kaosa doğru sürüklenirken baskı ve şiddet her geçen gün daha fazla artıyor.

İşçilerin, emekçilerin ve tüm halkın yararına kullanılması gereken kaynaklar, savaşlara harcanıyor.

Ortadoğu'da halklar arası düşmanlıkları kışkırtan çetelere silah yardımından tıbbi desteğe kadar pek çok kalemde gayet cömert olan iktidar, mesele işçiler, emekçiler olunca "mali disiplin” edebiyatına başvuruyor.

Savaşlarda işçiler, emekçiler ölüyor. İktidarın kendine güç devşirmek için kullanmak istediği tabutlar yalnızca yoksulların evine geliyor. 

Yasadışı sokağa çıkma yasakları ile kuşatılmış, yakılmış yıkılmış kentlerde, açlığa, susuzluğa, mahkum edilmiş, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksun yüz binlerce insan, evlerini ve topraklarını terk etmeye zorlanıyor.

İçte ve dışta yürütülen savaş politikalarına itiraz edenler, barış isteyenler her tarafta patlatılan canlı bombalarla savaşa biat etmeye zorlanıyor.

Ülkemizi ateşe atanlar, iktidarlarını kan ve gözyaşı ile inşa etmeye devam ediyor.

Ülkemizde ve bölgemizde, savaşın bedeli işçilere, emekçilere, yoksullara ödetiliyor. Savaşlara hayır demek için, barış için, kardeşlik için 1 Mayıs'ta alanlarda buluşuyoruz.

DEMOKRASİ İÇİN 1 MAYIS ALANLARINA!

Bir ülke düşünün ki, iktidardaki küçük bir elit dışında herkes "düşman” veya "potansiyel düşman” ilan edilsin.

Bir ülke düşünün ki iş güvencesi isteyen işçiler, "güvenceme dokunma” diyen kamu emekçileri "düşman”! Halkın sağlık hakkı için mücadele veren sağlık emekçileri, bilimin ve tekniğin imkanlarını halk yararına kullanan mühendisler "düşman”!

Bir ülke düşünün ki barış istediğini söyleyen bir metne imza atan akademisyenler, emeğine ve yaşamına sahip çıkan kadınlar "düşman”! Demokratik üniversite isteyen öğrenciler,  savunma hakkına sahip çıkan avukatlar, iktidar talimatı dışında haber yapmaya kalkan gazeteciler "düşman”!

Bir ülke düşünün ki, sosyal medyada iktidarı eleştiren genç, "kral çıplak” diyen çocuk "düşman”, doğanın talanına hayır diyen halk "düşman”! Dili farklı, inancı farklı, kimliği farklı her bir yurttaş "düşman”! 

Bir ülke düşünün ki tacize, tecavüze, çocuk istismarına "hayır” diyenler "düşman”!

Bir ülke düşünün ki iktidar gibi düşünmeyen, iktidara biat etmeyen tüm emek ve meslek örgütleri "düşman”!

Nüfusunun büyük bir çoğunluğu "düşman” veya "potansiyel düşman” ilan edilen, adalet sarayları büyürken hukukun ayaklar altına alındığı, ekmeğimiz küçülürken hapishanelerin büyüdüğü bir ülkede demokrasi için 1 Mayıs'ta alanlardayız!

1 MAYIS BİRLİK DEMEKTİR, DAYANIŞMA DEMEKTİR, MÜCADELE DEMEKTİR!

1 Mayıs bizim için "Birlik” demektir. Biz emek ve meslek örgütleri olarak, geçmişte olduğu gibi bu sene de 1 Mayıs'ta kol kola omuz omuza olmamız gerektiğini ifade ediyoruz.

1 Mayıs bizim için "Dayanışma” demektir. Emeğin ortak sorunları ve talepleri etrafında 1 Mayıs meydanlarında buluşacağımızı ilan ediyor, tüm emek ve demokrasi güçlerini de bu dayanışmaya güç vermeye çağırıyoruz.

1 Mayıs bizim için "Mücadele” demektir. 1 Mayıs'ın tarihi dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde işçi sınıfının ekmek ve hürriyet kavgasıyla yazılmıştır. 19'uncu yüzyılda ayağa kalkan Amerikalı işçilerden, 1977'de Taksim'de yitirdiğimiz kardeşlerimize kadar 1 Mayıs'ın tarihi bir mücadele tarihidir.

Bugün burada 1 Mayıs 2016 kutlamaları kapsamında başta İstanbul olmak üzere, Türkiye'nin dört bir yanında alanlarda olacağımızı ilan ediyoruz.

Türkiye'nin ihtiyacı 1 Mayıs'ın Birlik-Mücadele ve Dayanışma ruhudur!

Herkesi bu birliğe, mücadeleye ve dayanışmaya güç vermeye çağırıyoruz.

Yaşasın Birlik-Mücadele Dayanışma!

Yaşasın 1 Mayıs!

                                           DEVRİMCİ YAPI,İNŞAAT VE YOL İŞÇİLERİ SENDİKASI


KİRALIK İŞÇİLİĞE HAYIR !

TBMM’de görüşülen bir yasa tasarısı ile Türkiye’de emeği ile geçinen milyonlar köle haline getirilmek istenmektedir. TBMM’de iktidar partisi tarafından dayatılan Özel İstihdam Büroları’na dair yasa tasarısı, kiralık işçilik denilen insanlık dışı bir uygulamayı getirmektedir. 7 milyon işçiyi, yani kayıtlı istihdamın yarısını etkileyecek bu yasa tasarısı bir avuç işçi simsarının ve onlardan işçi kiralayacak bir avuç sermayedarın talebidir.


İstanbul-İkitelli (Kiralık işçiliğe hayır bildirileri dağıtımından)

“KİRALIK İŞÇİLİK” NE GETİRİYOR:

  1. İş güvencesi ortadan kalkacaktır.
  2. Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ortadan kaldırılacaktır.
  3. 7 milyon işçi, yani kayıtlı istihdamın nerdeyse yarısı bu kölelik büroları aracılığı ile güvencesiz çalıştırılacaktır.
  4. Kural dışı, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri kural haline gelecektir.
  5. Sendikal örgütlenmeler çok ciddi kan kaybedecektir.
  6. İşverenlerin işten çıkarma maliyetleri düşecek, işçiler istenildiği gibi kullanılıp kapı önüne konulacaktır.
  7. İddia edildiği gibi kayıt dışı istihdam düşmeyecektir. Çünkü işverenlerin tercih ettiği en esnek çalıştırma biçimleri kayıt dışındadır.
  8. Kayıt dışı istihdam edilenler güvence kazanmayacaklar; aksine formel sektörlerde, sendikal örgütlenmelerin var olduğu alanlarda işçiler güvencesiz hale gelecektir.
  9. İşçi sınıfı “kiralık işçilik” adı altında kölelik ilişkilerine mahkum edilecektir.
  10. Gelir, emeklilik, yıllık izin ve sağlık ile ilgili haklar ortadan kalkacaktır.
  11. Kiralık işçiler aynı işi yapan diğer işçilere göre çok daha düşük ücrete mahkûm olacaktır.
  12. Uzun çalışma saatleri açısından dünyada zirvede yer alan ülkemizde, kiralık işçiler yoğun çalışma temposuyla, yoğun bir sömürü çarkı içinde olacaktır.
  13. Ülkemizde iş hukuku, işçi-işveren arasındaki sözleşme, işyeri ve işkolu düzenlemeleri üzerine kuruludur. Meclis’teki tasarı, bu hukuksal düzenlemeleri geçersiz hale getirecektir. Böylece çalışma yaşamı tamamen hukuk dışı bir hâl alacaktır.
  14. İşverene toplu işten çıkarma hakkı tanınacak, işveren 8 ay sonra aynı işçiyi kölelik bürolarından çok daha ucuza, sendikasız, haksız hukuksuz kiralayabilecektir.
  15. İşverenler, Özel İstihdam Büroları’ndan işçi kiralama hakkı kazandığında, “kadrolu” işçilerin üzerinde sürekli bir baskı oluşturacaktır.
  16. Kiralık işçiler, “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği” uygulamalarından yaralanamayacak, ağır, tehlikeli ve ölümcül risklerle karşı karşıya kalacaktır.
  17. Kiralık işçilerin İşsizlik Fonu’ndan yararlanma olanakları olmayacaktır.
  18. İş-Kur işlevsiz hale gelecek, kamu emek gücü piyasasındaki sorumluluklarını tamamen üstünden atmış olacaktır.
  19. Kamudaki alt işverenler, Özel İstihdam Büroları’ndan işçi kiralayabileceklerdir. Kamuda taşeron köleliğini aratan çalışma düzeni kurulacaktır.
  20. Sonuç olarak Özel İstihdam Büroları “KÖLE PAZARLARI”dır. Özel İstihdam Büroları ile “geçici iş ilişkisi” oluşturulması insan ticaretidir. İnsan ticareti, tarihteki en büyük insanlık suçlarından biridir!

Bu 20 maddenin her biri tek başına işçi sınıfı için büyük bir saldırı anlamına gelmektedir. Bu saldırıları geri püskürtmek için büyük bir direniş gerekmektedir.

Seçimlerden önce “taşerona kadro” vaadiyle oy toplayan AKP, seçimin ardından verdiği sözleri unutmuş, taşeron düzenine rahmet okutacak bir kölelik düzenini hızla Meclis gündemine taşımıştır.

Bu da yetmemiştir kıdem tazminatımıza el uzatmıştır!

Bu koşullar altında geleceğimize, çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak için mücadele etmek, ahlaki, sınıfsal ve siyasal bir görevdir.

Tüm emekçileri, emek dostlarını, emekten, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan tüm güçleri ortak mücadeleye davet ediyoruz.

İşçilere kölelik dayatanlar kaybedecek, biz kazanacağız!

Köleliğe karşı #Direnİşçi

 




DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.


1800'den günümüze Amerika'dan Türkiye'ye Mücadeleye Devam!
8 Mart 1857 yılında Amerikalı tekstil işçisi kadınların direnişe geçmesi ve katledilmeleri ile başlayan mücadele bugün hala egemenlere, sermayeye karşı devam ediyor. Amerikalı kadın işçilerin açtığı yoldan yürüyen binlerce kadın, hala devam eden sömürüye karşı bugünde ayakta ve dünyanın dört bir yanında kadın düşmanı politikalara karşı direniyor.

Torba yasalarla kıdem tazminatı hakkımızı gasp eden, kiralık işçi yasaları ile kölelik düzenini dayatanlara karşı 150 yıl önce verilen mücadelenin aynısını vermeye bizde varız.

Ülkemizde ise 14 yıllık iktidarı boyunca her türlü kadın düşmanı politikaları hayata geçiren AKP hükumetine karşı büyük bir savaş veriliyor. Kadın cinayetlerinin %200 civarında arttığı, sokakların, evlerin dahası her yerin kadınlar için güvensiz olduğu, her an bir taciz, tecavüz vakıasıyla karşılaştığımız bir ülkede yaşıyoruz.

Bunların yanında kadınlar, çalışma hayatında iki kat baskı ile karşı karşıya gelip, çalışma hayatının her alanından dışlanıyor. ‘Aile paketi’ adı ile çıkartılan ve kadınlara esnek çalışmayı dayatan yasa ile kadınlar çalışma hayatının tamamen dışına atılmak isteniyor. Yasa ile çocuklu anneler, çocuğu okul yaşına gelene kadar esnek zamanlı çalışacak ve primlerde eksik ödenecek. Böylelikle kadınlar yavaş yavaş çalışma hayatından çıkarılacak. AKP kendisine referans aldığı Suud rejimine benzer yasaları bir bir meclise getiriyor ve ülkeyi benzeri bir rejime sürüklüyor.

AKP hükumetine ve onun ayrımcı, baskıcı politikalarına izin vermeyeceğiz, hayatın her alanını bir direniş alanına çevireceğiz.

İfade özgürlüğümüzü kısıtlayan, demokratik haklarımızı kullanmamıza izin vermeyen, bizi ve sendikalarımızı düşman gören bu zihniyete karşı mücadele edeceğiz. Rize’de Havva ana, Cizre’de Taybet ana, Çilem Doğan, Nevin Yıldırım olacağız.
Kendi egoları yüzünden Ortadoğu’da savaş çıkaranlara dur demek için, savaşın bedelini ödememek, binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın mülteci olmasına karşı, her zaman barışı ve emeğimizi savunacağız.

Biz kadınlar bu haklı taleplerimiz için örgütleniyoruz, birleşiyoruz, sesimizi yükseltiyoruz, mücadele ediyoruz. Bize dayatılan her türlü sömürüye, şiddete, tacize, baskıya ve ayrımcılığa karşı “artık yeter” diyoruz. Geleceğimizi ellerimize alıyoruz. Evde ve iş yerinde büyük bir emekle durmadan çalışan biz emekçi kadınlar ikinci sınıf insan olarak görülmeye karşı çıkıyoruz.

Bu mücadele 156 yıldır, her ülkede verilmektedir. 156 yıl önce ABD’de New York’ta daha iyi çalışma şartları için greve giden 40 bin dokuma işçisine polis saldırmış, işçileri fabrikaya kilitlemiş ve fabrikada çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi yaşamını yitirmiştir. 

Bu nedenledir ki her 8 Mart’ta dünyanın her köşesinde emekçi kadınlar olarak hem bugüne kadar mücadele eden işçi kadınları anmakta hem de bu mücadeleyi geleceğe taşıyarak adil, güvenceli, özgür bir yaşam için taleplerimizi haykırıyoruz.
Kadın olmanın insan olmakla eş olduğu bilincine ulaşmış bir toplumda yaşama umudumuzu yitirmeden, hakların verilmeyip mücadeleyle kazanıldığı inancıyla ülkemizin ve dünyanın tüm kadınlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyoruz.

                        Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası


"İKTİDARIN ÇIKARDIĞI KARARLAR KAOSA SÜRÜKLÜYOR"


Dev Yapı-İş Genel Başkanı Eyüp Kantar, "İktidarın çıkardığı yasalar ülkeyi kaosa sürüklüyor. Çalışma hayatıyla ilgili sorunların başında esnek çalışma, taşeron ve buna benzer birçok sorun var." dedi. 

Eyüp Kantar, sendika yönetim kurulu üyeleri Mehmet Doğan, Coşkun Kurt, Mehmet Ali Kılıçaslan ile birlikte Malatya Öğretmenevi'nde basın toplantısı düzenledi. Kantar, burada yaptığı açıklamada, iktidarın çıkardığı yasaların iş hayatını kaosa sürüklediğini belirtti. Çalışma yaşamında esnek çalışma, taşeron gibi işçiler için dezavantajlı uygulamalar olduğunu vurgulayan Kantar, şöyle devam etti: 


"Ülkemizde yaşanan birçok sorun var. Bu sorunların başında bu iktidarın çıkardığı yasalar ülkeyi kaosa sürüklüyor. Çalışma hayatıyla ilgili sorunların başında esnek çalışma, taşeron ve buna benzer birçok sorun var. Biz sendika olarak ülke genelinde, iş kolumuza bağlı iş yerlerinde örgütlenme faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu amaçla da Malatya'da bulunuyoruz. Sorunları değerlendirmek için biraraya geldik. İktidarın kıdem tazminatıyla ilgili çıkaracağı yasaya karşı işçi arkadaşarımızı biraraya getirmek ve tepkimizi bu anlamda göstermek istiyoruz. Bununla birlikte esnek çalışma, kiralık işçi gibi buna benzer iş yaşamını tamamen paralize eden, işçi sınıfını ezen bütün yasalara karşı tepkimizi koyacağız. Bu ülkede çalışma hayatıyla ilgili bütün yasaları AKP iktidarının Meclis'ten geçirmemesi için var gücümüzle çalışacağız. İş yaşamındaki bu yozlaşmayı ülkenin diğer alanlarında da görüyoruz."

Ülke gündemine ilişkin değerlendirmeler de yapan Kantar, "Ülkemiz sıkıntılı günlerden geçiyor. Ülkemizde 3 günde onlarca insanımızı kaybettik. Bu anlamda da barış istemekteyiz. Bunun müsebbibi olanlar tarih önünde yargılanacaklardır." ifadelerini kullandı.Cihan haber ajansı
                                                      

KIDEM TAMİNATI HAKTIR.HAKKIMIZI YEDİRMEYECEĞİZ !


Hükümetin “Kıdem Tazminatı Fonu” adı altında getirmek istediği sistem işçiler için kölelik demektir, yağma demektir.

Kıdem tazminatı işten atılan, haklı nedenle kendi işten ayrılan, evlenen, askere giden, 15 yıl çalışan ve 3600 gün prim ödeyen işçilerin kazandığı bir haktır. Ancak fon sistemi ile tüm bu haklar ortadan kalkacaktır. Sadece emekli olunca (65 yaşında!), konut kredisi alırsa 15 yıl sonra, ölünce de varisler tarafından fondaki para alınabilecektir. İşte kıdem tazminatı fonu ile ilgili hayati gerçekler:

Kıdem tazminatı fonu işçilerin değil patronların talebidir…

Patronlar, işçileri kapının önüne koyarken, kıdem tazminatı ödemek istemiyor. Hükümet de bu talep doğrultusunda kıdem tazminatını işverenin yükümlülüğü olmaktan çıkarıyor. İşverenin, işçinin ve hükümetin para aktaracağı bir fon oluşturmak istiyor.


“Kıdem tazminatı işçinin iş güvencesidir…

“Fon”un amacı işçilerin tazminat alması değil, tazminatsız işten atılmasıdır. Bir çok işveren kıdem tazminatı nedeniyle işçileri işten atamıyor. İşte bu nedenle patronlar kıdem tazminatının kaldırılmasını istiyor. Fon gelirse, patronlar tazminat ödemeden işçileri işten atabilecekler. İş güvencemizin son kalesi de yıkılacak. Ekmeğimiz, aşımız patronun iki dudağının arasında olacak.

 

İşten atıldığımız gün aç kalacağız…

“Kıdem tazminatı” işçi işten çıkarıldığında işveren tarafından ödenecek bir ücrettir. Hükümetin “fon” tasarısına göre işveren, işçinin kıdemi karşılığı tazminat ödemeyecektir. Oluşturulmak istenen fon ile kıdem tazminatı ortadan kalkmakta,yerine emeklilik benzeri bir sistem getirilecek. İşten atıldığımızda, yeni iş bulana kadar evimize ekmek götürmemizi sağlayan bir tazminat artık ödenmeyecek.

 

Kıdem tazminatı fonunda gerçek amaç: Kölelik!

Hükümet kıdem tazminatı fonu oluştururken gerçek niyetini tüm resmi belgelerde itiraf ediyor: Kıdem tazminatında değişikliğin amacı işgücü piyasalarında esnekliği sağlamaktır. Esneklik, işçileri istedikler zaman çalıştırıp, istedikleri zaman kapının önüne koymaktır. Esneklik patronlar için keyfiyet, işçiler için sürekli işten atılma korkusudur, kölelik düzenidir.


Evlenince, askere gidince, dava açınca kıdem tazminatı yok!

Mevcut yasada haklı gerekçeyle işten ayrılınca, askere gidince, kadınlar evlendiklerinde de kıdem tazminatını alıyoruz. Mevcut sistemde işveren tazminat ödememek için işe giriş-çıkış yaptırdı­ğında dava açarak tazminatı alabiliyoruz. Fon sisteminde bu koşullarda tazminat verilmeyecek.


Kıdem tazminatını mezara gömecekler…

Bugün mevcut sistemde 15 yıl çalıştıktan sonra koşulsuz hak kazanabildiğimiz kıdem tazminatı, fon sisteminde ev almak gibi “koşullara” bağlanacak. 15 yıllık kıdemle, yani 15 aylık ücretle ev almak, fondaki paramızı almak imkansız.


Fon gelirse “tazminat” azalacak…

Kıdem tazminatı işçinin bir yıldaki 13. aylığıdır! Ancak hükümet bunu “işverenler üzerinde yük” olarak görmekte ve fon sistemine geçiş ile beraber büyük oranda azaltılmasını dayatmaktadır. İşverenler fona yılda 30 günlük ücret değil daha az ödeme yapmak istemektedir. Hükümet ve işverenler bunun pazarlığını dayatmakta, DİSK ise bu pazarlığı reddetmektedir.


“Kıdem tazminatı fonu” yağma demektir…

Hükümet “fon” sistemi için gerekçe olarak “tasarruf oranı”nın yükseltilmesini göstermektedir. Fonlar yıllarca hükümetler tarafından yağma edilmiştir. Fakir-Fukara Fonu dediler kendileri doydular. “Siz tasarruf edemezsiniz, Tasarruf Teşvik Fonu kuralım” dediler, paralarımızı pul ettiler. “Konut Edindirme Fonu” dediler, tek bir işçi bile bu fonla konut sahibi olmadı. “İşsizlik Fonu” dediler, işsizlerin büyük bölümü faydalanamadı, yediler bitirdiler. Şimdi de kıdem tazminatımızın “fon” adı altında leş kargalarına yem olmasına direniyoruz.

 

Tüm işçilerin kıdem tazminatı alması için fona gerek yok! Çalışma Bakanlığı “işçiler kıdem tazminatı alamıyor” diyerek şikayet etme makamı değildir. Her işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için yapılması gerekenler bellidir:

İflas nedeniyle ödenmeyen kıdem tazminatını devlet ödesin ve işverenden haciz yoluyla tahsil etsin.

İflas halinde bankaların, devletin değil işçilerin alacaklarının ödenmesi öncelikli ve imtiyazlı olsun.

Mevcut yasada tek kelimelik değişiklik yapılsın ve bir gün çalışana bile kıdem tazminatı ödenmesi sağlansın.

Kıdem tazminatı ödemeyen işverenlere ağır yaptırımlar getirilsin.

Sendikalaşma önündeki engeller/barajlar kaldırılsın! Böylece örgütlenen işçiler haklarını savunabilsin.

 

Tüm bunları yapmayarak “fon” dayatmak, kıdem tazminatımızı çalan işverenlerle kol kola girip gaspa ortak olmaktır.

İŞÇİ ARKADAŞ!

EVDE,SOKAKTA,KAHVEDE,İŞYERİNDE,ÇARŞIDA

PAZARDA HERKESE ANLAT!

Taşeronu neden getirdilerse kıdem tazminatını o yüzden kaldırmak istiyorlar. Bu da yetmiyor özel istihdam bürolarına işçi simsarlığı yetkisi vermek istiyorlar! Tüm bu saldırılar aynı amaca hizmet ediyor: Kölelik dayatılıyor.

Kıdem tazminatı bizden önceki kuşakların bedeller ödeyerek kazandıkları haktır, çocuklarımızın bize emanetidir. Çocuklarımızın geleceklerinin çalınmasına izin vermeyeceğiz!

Biz iş güvencesi istiyoruz. Biz tüm işçilerin kıdem tazminatı hakkı için mücadele ediyoruz.

 

Kıdem tazminatı iş güvencemizin son kalesidir.

                                                                  

OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULUMUZ İSTANBUL'DA YAPILDI




    22 Kasım 2015 Pazar Günü Kadıköy Belediyesi Toplantı salonunda Olağanüstü kurultayımız toplandı.Toplantı öncesi açış konuşmasını Genel Sekreterimiz Eyüp Kantar yaparak kongreye katılanları selamladı.Divan Başkanlığı'na Disk Bank-Sen Sendikası Genel Başkanı Önder ATAY oy birliği ile seçildi.Divan üyelerinin yerini alması ile başlayan kongrede söz alan Disk Genel Başkanı Kani BEKO Ulusal İstihdam Stratejısi ile hükümetin Kıdem Tazminatı Fonu'nu,Esnek Çalışmayı,Kiralık işçi bürolarını kanunlaştırmayı düşündüğünü belirterek Disk olarak buna şiddetle karşı duracaklarını Başbakanla yapılan toplantıda dile getirdiklerini belirtti.İşsizlik Fonunda biriken 92 milyon lira olduğunu,bu paradan şimdiye kadar 9 milyon liranın işsizlere maaş olarak ödendiğini,48 milyon liranın da karayolları genel müdürlüğü bütçesine ek ödenek olarak verildiğini belirterek İşçilerin parasının İşçiler için harcanmasını istedi.

    Genel kurulda çalışma raporu,disiplin,denetleme kurulu raporları görüşüldü.Tüzük,kararlar komisyonları oluşturularak tüzük değişiklikleri tartışıldı.Genel kurula sunulan Tüzük değişiklikleri oy birliği ile kabul edildi.Toplantının ikinci bölümünde Genel merkez yönetim,denetim,disiplin kurulu üyelikleri ile Disk kongre delegelerinin belirlenmesi amacı ile seçimler yapıldı.

   Kongreye sunulan öneri ile Dursun AÇIKBAŞ Onursal Genel Başkan olarak alkışlarla belirlendi.Seçimlerin tamamlanmasını müteakip yeni seçilen Genel Başkanımız Eyüp KANTAR ın teşekkür konuşması ile kongre tamamlandı.

ANKARA'DA KARAYOLU İŞÇİLERİ İLE BİRLİKTE TEMSİLCİLER KURULU TOPLANTIMIZI YAPTIK.



25 Nisan 2015 Cumartesi günü saat : 10:00 da Disk/Genel-İş sendikamızın Ulus'ta bulunan genel merkez binasında "Temsilciler kurulu" toplantımızı karayolların da çalışan işçilerle birlikte yaptık.Genel Sekreterimiz Eyüp Kantar'ın açış konuşması ile başlayan toplatımız  sendikamızın tanıtım filmi ve 1 mayıs çağrısının görsel olarak sunumunun yapılması ile devam etti.


Toplantının moderatörlüğünü üslenen sendikamızın Akdeniz Bölge Temsilcisi Cengiz Topel Dikbaş'ın sendikamızın ilkeleri,örgütlenme modeli,neden disk üyesi bir sendika olduğumuzu anlatan konuşmalarının yanında Dev-Yapı-İş üyesi olması ile birlikte karayollarında yaşadığı deneyimlerini anlattığı toplantımızın ilk bölümü yemek arası verilmesi ile sona erdi.

Toplantımızın ikinci bölümünde karayollarının çeşitli bölgelerinde,değişik illerinde değişik işyerlerinde çalışan karayolları işçileri kürsüden söz alarak karayollarında sendikasız olmaları nedeniyle yaşadıklarını sendika bürokratları ile yaşadıkları sıkıntıları,işyerlerinde yaşadıkları sorunları ve nasıl bir sendika istediklerini anlattılar.Sendikamızın il temsilcileri örgütlenmenin nasıl yapılması gerektiğini,Genel merkez yönetim kurulundan taleplerini,illerinde yaşadıkları sıkıntıları ve çözüm yollarını ayrıntılı olarak anlattıkları toplantımız sorulan sorulara cevap verilmesi ve ayrıntılı açıklamalarla devam etti.Genel Sekreterimiz Eyüp Kantar 'ın kapanış konuşmasının ardından toplantımız sona erdi.

Toplantı ile ilgili ayrıntılı bir değerlendirme raporu Genel Merkez yönetim kurulunca hazırlanacak ve internet sitemizden tüm üyelerimize duyurulacaktır.

Ankara toplantımız da bizleri misafir eden Disk/Genel-İş sendikamızın ve konfederasyonumuzun Genel Başkanı Sayın Kani BEKO'ya,Disk Genel Sekreteri Arzu ÇERKEZOĞLU'na ve Genel-İş sendikası Genel yönetim kuruluna teşekkür ederiz.
                                              
                               
                                 DEV-YAPI-İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU




DEV-YAPI-İŞ ÜYELERİNE ;


İçinde bizimde olduğumuz Türkiye’de kurulu bulunan, 140 işçi sendikasından 91’i, toplu iş sözleşmesi yapabilmek için gerekli olan yüzde 1’lik işkolu barajını geçememektedir. Ancak yürürlükteki Yasanın aradığı bu şart, Türkiye’nin onayladığı ILO sözleşmeleri ile çelişiyor. İşçilerin Serbestçe Sendika kurabilmeleri ve Sendika seçebilmelerinin engellenemeyeceği teminat altına alınıyor. İLO sözleşmeleri yasanın ilgili hükümlerini ve baraj engelini ortadan kaldırıyor, yok hükmüne indiriyor.

Bu nedenle, bizim de üyesi olduğumuz DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası, Gıda İş Sendikası, yüzde 1’lik işkolu barajını geçememesine rağmen ILO sözleşmelerini dayanak gösterip ilk toplu iş sözleşmesini yaptı ve böylece mevzuattaki işkolu barajı da devre dışı kaldı. Anayasanın 90. maddesindeki düzenleme çerçevesinde ILO sözleşmelerine dayanarak imzalanan bu ilk toplu iş sözleşmesi, 6356 Sayılı Yasa’nın ILO sözleşmelerine aykırı olduğunu ve geçersiz sayılması gerektiğini göstermesi bakımından Türkiye toplu sözleşme sisteminde devrim niteliğinde bir gelişme olarak değerlendiriliyor. 

Bu olayı müteakiben, TÜM BEL SEN sendikası ile İZMİR büyükşehir belediyesi sözleşme imzalamıştır. İzmir Büyük Şehir Belediyesiyle, SOSYAL İŞ sendikası Toplu İş Sözleşme görüşmelerine devam ediyor. Kamu ve özel sektörde, birçok işletmede ve İş yerinde, Toplu İş Sözleşmesi imzaladığı, birçok belediye, üniversite ve değişik işyerleri vardır.

Aslında, yasalarımızda öngörülen iş kolu barajı da, yok hükmündedir. Anayasa’nın 90. Maddesi’nin son cümlesi açıktır : ‘Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

Anayasa, devletlerin normlar hiyerarşisinde en üst sırada olup, mutlak olarak diğer hiçbir alt düzenleme Anayasa’ya aykırı olamaz. Ve Anayasamız, Uluslar arası Antlaşmaları, Kanunların üstünde kabul etmiştir. Türkiye, kendi rızasıyla iş kolu barajını kaldıran ‘ILO’ sözleşmesini resmen imzalamakla işkolu barajını ortadan kaldırmıştır.

Bu durumda yetkili Sendika; İş yerinde, İşletmede, işçilerin tercih ettiği,
üye olarak çoğunluk yaptığı, Sendika olacağı açıktır. İşçilerin güvenini kazanamayan, üyeliklerini koruyamayan eski sendikanın, bizim ‘’TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ YAPAMAYACAĞIMIZ’’ yalanı, onu makbul hale getirmeyecektir. Üyesi İşçilerin beklentilerini karşılayamayanların, bizler için söyledikleri ve söyleyecekleri sözlerin de, bir değeri de yoktur.
 
Bu nedenledir ki sendikamız, örgütlenmelerinde, işkolu barajını dikkate almayacak ve yokmuş gibi örgütleneceği hususunu bilgilerinize sunarız.

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTAHANESİNDE ÖRGÜTLENMEYE DEVAM EDİYORUZ.İŞYERİ ÇOĞUNLUĞUNUN ÜZERİNDE ÜYE SAYISINA ULAŞTIK.





Akdeniz Üniversitesi hastahanesi teknik servis işçileri arasında sürdürdüğümüz örgütlenme çalışmalarımız devam ediyor.Disk Akdeniz Bölge Temsilcisi Cemal AYBAR ve Devrimci Yapı-İş Akdeniz Bölge Temsilcimiz 
Cengiz Topel DİKBAŞ'ın katıldığı ortak üye toplantımız yapıldı.

Toplu iş sözleşmesi döneminde yaşanacaklar hakkında üyelere bilgi verilen toplantıda,işyeri temsilcileri de geçici olarak belirlendi.Toplantı sonunda üyelerimiz sorularına geçildi ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.Toplantıya katılan üyelerimize 2015 ajandaları ve Disk'e ait  2015 takvimleri dağıtıldı.

















 


 


  

 








 




 

 


E-Bülten



123094 Ziyaretçi